3 Semavi Din, 3 Kitapİnsanlık tarihi boyunca Allah, yoldan çıkmış, zulmü alışkanlık haline getirmiş, sapkınlığa düşmüş olan tüm toplumlara, doğru yolu göstermek, gerçeği anlatmak ve dinini tamamlamak amacıyla peygamberler göndermiştir. Bu peygamberlerin bazılarına da emirlerini kitap halinde bildirmiştir. Bu şekilde 3 büyük semavi din inancı dünyada egemen olmuştur. Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslamiyet.
Yahudi inancına göre dünyada ilk ve tek din Yahudiliktir. Yahudilere göre Hıristiyanlık, Yahudiliğin devamı niteliğinde olduğu için kabul edilir (eski ahit, yeni ahit). Müslümanlık, Hz. Muhammed ve Kuranı Kerim sonradan ortaya çıkarılan uydurma bir inanıştır.
Yahudilikten sonra gelen Hz. İsa ve İncil’le birlikte Hıristiyanlık dini ise, Yahudiliği ve Hz. Musa’yı kabul eder ama en son din olarak Hıristiyanlığın etkin ve doğru din olduğuna inanır ve Müslümanlığı kabul etmez.
Hıristiyanlıktaki inanışa göre kıyamet kopmadan önce Hz. İsa gökten inecek ve dünyada Hıristiyanlık dinini egemen kılacak ve sonra kıyamet kopacaktır.
Yahudilikteki inanışa göre ise, Yahudi ırkı dünyada tek ve seçkin ırktır. Tanrı insanı kendi suretinde yaratmıştır; “Tanrı insanı kendi suretimizde kendimize benzer yaratalım, dedi, Denizdeki balıklara, gökteki kuşlara, evcil hayvanlara, sürüngenlere, yeryüzünün tümüne egemen olsun” (Tevrat, Yaradılış 1, 26), “Tanrı insanı kendi suretinde yarattı. Böylece insan Tanrı suretinde yaratılmış oldu. İnsanları erkek ve dişi olarak yarattı.” (Yaradılış 1, 27). Ayetlerden de anlaşıldığı üzere Yahudi insanı bir nevi Tanrısal insandır. Yahudilerin dışındaki tüm insan ve diğer canlılar, seçkin Yahudilere hizmet amacıyla yaratılmıştır. Kıyametten sonra kutsal yer kabul ettikleri Kudüs’te favorilerinden çenelerine doğru uzattıkları saçlarından tutularak tek tek cennete atılacaklarına inanırlar.
Yahudilikte misyonerlik faaliyeti yapılmaz. Bunun nedeni ise, dışardan herhangi birinin Yahudilik dinine girememesidir. Bir insanın Yahudi olabilmesi için ancak Yahudi bir anneden doğması gerekmektedir.
Hıristiyanlık lehine yapılan misyonerlik faaliyetlerinin ise yoğun olduğu günümüzde, İslamiyeti tam anlamıyla tanımayan, bilmeyen geçlerimizin bilgisizliklerinden faydalanan misyonerler, pek çok gencimizi Hıristiyan dinine sokmaktadırlar. Bazı Müslüman gençlerimizin de aklında pek çok soru işareti bırakmaktalar.
Öncelikle şunu belirtmek isterim ki, bu 3 büyük dinin öğretisinde, çelişkiler olduğu kadar benzerlikler de vardır. Örneğin,
“Siz sadaka verdiğiniz zaman, sol eliniz sağ elinizin ne yaptığını bilmesin (İncil (Müjde) Matta 6). “Sen neden kardeşinin gözündeki çöpü görürsünde kendi gözündeki merteği fark etmezsin?”, “İnsanların size nasıl davranmasını istiyorsanız, siz de onlara öyle davranın”, “Sahte peygamberlerden sakının” (Matta 7). “Gördükleri halde görmezler, duydukları halde duymazlar, anlamazlar” (Matta 13).
İslamiyetle olan bu benzerliklerinin dışında düşmanının dahi sevilmesinin gerektiği bildirilen İncil’de kendisiyle çelişen ayetlere rastlanmaktadır. Örneğin, “Yeryüzüne barış getirmeye geldiğimi sanmayın. Ben barış değil, kılıç getirmeye geldim. Çünkü ben oğulla babasının, kızla annesinin, gelinle kaynanasının arasına ayrılık sokmaya geldim. İnsanın düşmanları kendi ev halkı olacaktır” (Matta 10). “Rab, Rabbime dedi ki, ‘Ben düşmanlarını senin ayaklarının altına serinceye dek sağımda otur’” (Matta 22). “insanların önünde beni açıkca kabul eden herkesi, ben de göklerde olan Babamın önünde açıkça kabul edeceğim. İnsanların önünde beni inkar edeni, ben de göklerde olan Babamın önünde inkar edeceğim” (Matta 10). “… dirilişten sonra insanlar ne evlenir, ne de evlendirilir, gökteki melekler gibidirler. Ölülerin dirilmesi konusuna gelince, Tanrının size bildirdiği şu sözü okumadınız mı? ‘Ben İbrahim’in Tanrısı ve Yakub’un Tanrısıyım’ diyor. Tanrı ölülerin değil, yaşayanların tanrısıdır” (Matta 22).
Tevratta ise, Adem ve Havva’nın yaratılış şekilleri Müslümanlara hiç yabancı gelmiyor. Şöyle ki,
“RAB Tanrı Ademi topraktan yarattı ve burnuna yaşam soluğunu üfledi. Böylece Adem yaşayan varlık oldu” (Tevrat Yaratılış 2, 7). “Ona (Ademe) Bahçede isteğin ağacın meyvesini yiyebilirsin, diye buyurdu” (16). “Ama iyiyle kötüyü bilme ağacından yeme, çünkü ondan yediğin gün kesinlikle ölürsün” (17). “Sonra Ademin yalnız kalması iyi değildi, dedi, ona uygun bir yardımca yaratacağım” (18). “RAB Tanrı Ademe derin bir uyku verdi. Adem uyurken RAB Tanrı onun kaburga kemiklerinden birini alıp yerini etle kapadı” (21). “Ademden aldığı kaburga kemiğinden bir kadın yaratarak onu Ademe getirdi” (22). “Adem, ‘işte bu benim kemiklerimden alınmış kemik, etimden alınmış ettir’ dedi, ona kadın denilecek çünkü o adamdan alındı” (23). “Bu nedenle adam annesini babasını bırakıp karısına bağlanacak, ikisi tek beden olacak” (24). “RAB Tanrının yarattığı yabanıl hayvanların en kurnazı yılandı. Yılan kadına ‘Tanrı gerçekten bahçedeki ağaçların hiçbirisinin meyvesini yemeyin dedi mi? Diye sordu” (Yaratılış 3, 1). “Ama Tanrı bahçenin ortasındaki ağacın meyvesini yemeyiz, ona dokunmayın yoksa ölürsünüz dedi.” (3). “Yılan kesinlikle ölmezsiniz dedi” (4). “Çünkü Tanrı biliyorki, o ağacın meyvesini yediğinizde gözleriniz açılacak, iyiyle kötüyü bilerek Tanrı gibi olacaksınız” (5). “RAB Tanrı Ademe ‘neredesin’ diye seslendi” (9). “Adem karısına Havva adını verdi. Çünkü o bütün insanların annesiydi” (20). “RAB Tanrı Ademle karısı için deriden giysiler yaptı, onları giydirdi” (21). “Sonra Adem iyiyle kötüyü bilmekle bizlerden biri gibi oldu dedi….” (22). Devamı ayetlerde ise, Ademin Havvayla birlikte ve onun etkisinde kalarak yasak olan ağaçtan yediği için Aden bahçesinden çıkarıldığı, kovulduğu anlatılıyor. “Adem karısı Havva ile yattı. Havva hamile kaldı ve Kayini doğurdu…” (Yaratılış 4, 1). Ayetin devamında Kayinin Habil adında bir kardeşinin daha olduğu, Kayinin ve Habilin ürünlerinden RAB Tanrıya sunu getirdikleri, RAB Tanrının Habilin sunusunu kabul ettiği, Kayinin sunusunu ise reddettiği anlatılıyor. Bunun üzerine Kayin, Habili öldürüyor. “Rab Kayine ‘Kardeşin nerede?’ diye sordu, Kayin ‘bilmiyorum, kardeşimin bekçisimiyim ben?’ diye karşılık verdi” (9) Bu ayetlerde anlatılan olay ise, Müslümanlarca bilinen Habil ve Kabil kardeşler hikayesine benzerlik gösteriyor.
Allah, insanı yarattığında ona akıl verdi, akıl imanı istedi, iman ise hayayı istedi. İslamiyet akıl ve mantık dinidir. Kuranı Kerimde, insanları düşündürmeye yönelik pek çok ayetler bulunuyor. “Ne güneş aya yetişebilir, ne de gece gündüzü geçebilir. Her biri bir yörüngede yüzmektedir” (Yasin 40). “O, karanlığı yarıp sabahı çıkarandır. geceyi dinlenme zamanı, güneşi ve ayı da ince birer hesap ölçüsü kıldı. Bütün bunlar mutlak güç sahibinin, hakkıyla bilenin takdiridir (ölçüp biçmesidir)” (Enam 96). “Şüphesiz, göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde, insanlara yarar sağlayacak şeylerle denizde seyreden gemilerde, Allah'ın gökyüzünden indirip kendisiyle ölmüş toprağı dirilttiği yağmurda, yeryüzünde her çeşit canlıyı yaymasında, rüzgarları ve gökle yer arasındaki emre amade bulutları evirip çevirmesinde elbette düşünen bir topluluk için deliller vardır” (Bakara 164). “Dünya hayatının hâli, ancak gökten indirdiğimiz bir yağmurun hali gibidir ki, insanların ve hayvanların yedikleri yeryüzü bitkileri onunla yetişip birbirine karışmıştır. Nihayet yeryüzü (o bitkilerle) bütün zinet ve güzelliklerini alıp süslendiği ve sahipleri de onun üzerine (her türlü tasarrufa) kadir olduklarını sandıkları bir sırada, geceleyin veya güpegündüz ansızın ona emrimiz (afetimiz) geliverir de, bunları, sanki dün yerinde hiç yokmuş gibi, kökünden yolunmuş bir hâle getiririz. İşte düşünen bir toplum için, âyetleri böyle ayrı ayrı açıklıyoruz” (Yunus 24).
Okuduğumuz zaman anlıyoruz ki, İncil ve Tevratın hitabedişi, Kuranı Kerimin hitabından farklı bir tarzdadır. İncil ve Tevratın sunumu, sanki bir yazar tarafından kaleme alınmış roman gibidir. Olaylar, anlatılanlar bir insanın diğerine izahatı şeklindedir. Örneklerden de anlayacağımız gibi hitabedişteki farklılık açıkça kendini belli etmektedir.
Kuranı Kerim’de ise ilk olarak şu şekilde hitaba başlanmaktadır. “Rahman ve Rahim olan Allahın adıyla”, “Hamd alemlerin Rabbi olan Allaha’dır. O, Rahmandır, Rahimdir, Din gününün sahibidir, Yalnız sana kulluk eder ve yalnız senden yardım dileriz. Bizi müstakim olan yola eriştir. Kendilerine nimet verdiklerinin, üzerlerine gazap dökülmemişlerin, karanlığa/şaşkınlığa saplanmamışların yoluna” (Fatiha Suresi).
İşte İslamiyet’in ve Kuranın farkı daha başlangıç noktası olan hitabedişteki tarzında kendini belli etmektedir. Akıllarında soru işareti olan kardeşlerim varsa Kuranı Kerimi gönül gözüyle bir kez daha okusun. Daha sonra İncil ve Tevrat’ı da okusun ve bu 3 kitabı karşılaştırsın. En son olarak da yine gönlüne danışsın. Ben inanıyorum ki, Allah aşkını sinesinde barındıran, koruyan, bu aşkla yanan hiçbir kalp insanı yanlışa sürüklemez. Sağlıcakla kalınız.
H.AKYOL
(Teşekkür ederim sevgili arkadaşım..yüreğine sağlık..yeni yazılarını bekliyorum.)