Bismillahirrahmanirrahim
Tefekkür - BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM - Blogcu



BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

• 15/1/2009 - Bir saatinizi senelerce ibadete denk hale getirmeye varmısınız?

Kategori: Tefekkur


Herhangi bir konuda, geniş, derin ve sistemli düşünme manalarına gelen tefekkür, erbabınca, kalbin çırası, ruhun gıdası, bilginin ruhu ve İslami hayatın da kanı, canı ve ziyası sayılmıştır. Onlara göre tefekkür olmayınca kalp kararır, ruh bunalımlara girer ve İslami hayat da donuklaşır.

Tefekkür kalpte öyle bir nurdur ki, hayır, ile şer, zarar ile fayda, güzel ile çirkin onunla görülür ve sezilir. Eşyanın anlam ve kavramları arasında kalbin faaliyette bulunmasıdır, tefekkür.

Hikmet kuşunu avlamaya yarayan ağdır.(356) Kainat, tefekkür sayesinde okunan bir kitap haline gelir ve Kur’ân ayetleri onunla ayrı bir derinliğe ulaşır.

Tefekkür, olaylardan ibret alma ve çeşit çeşit netice çıkarmanın rehberi, tecrübenin altın anahtarı ve hakikat ağaçlarının fideliğidir.

Tefekkür aklı işlettirerek çiçek çiçek marifet balı devşirmenin adıdır. Onun için, bazen insanın bir saatini senelerce ibadete denk hale getirir.(357) Tasavvuf ehline göre iman kalbin canı, ibadet onun damarlarında akıp duran kanı, tefekkür, murakabe ve muhasebe ise onun canlı kalmasının vazgeçilmez esasıdır.

Tefekkür, marifete ayrı birderinlik kazandırır, ibadet onu, insanın tabiatı haline getirir. Kişi mânen dünyada ne kadar derinleşmişse cennetten de, cemalullahtan da o kadar zevk ve lezzet alır.(358)

 Zikir, bütün ibadetleri kucaklayan bir iç aksiyondur. Tefekkürü günlük virdlerden biri sayan ve İhya’nın 4.bölümünde genişçe ele alan (359) Gazali, tefekkürün zikirden de üstün olduğunu şöyle izah eder: “Amel hâle, hâl ilme, ilim de tefekküre bağlıdır. Demek oluyor ki, bütün iyiliklerin başı ve başlangıcı tefekkürder. Tefekkür, zikirden de hayırlıdır.”(360) Başka bir yerde de şöyle der: “Tefekkür ibadetlerin en şereflisidir. Zira, tefekkürde zikir bulunduğu gibi, ikişey daha vardır:                                           

1-    Marifetin kuvvetlenmesi. Çünkü tefekkür, keşif ve marifetin anahtarıdır.

2-    Muhabbetin artması. Zira kalp,saygı gördüğü kişiyi sever. Allah’ın azameti, O’nun sıfatlarını, kudretini ve akılları hayrette bırakan yaratıklarını tefekkürle bilinir.

 Demek ki, tefekkür ve düşünceden marifet doğar, marifetten, ta’zim, ta’zimden de muhabbet doğar. Zikir de marifetin bir unsuru olan ünsiyeti doğurur. Fakat marifetten doğan muhabbet, zikirden meydana gelen muhabbetten daha farklı, daha sağlam ve daha büyüktür.(361)

Aynı zamanda mütefekkir de olan Fahruddin er-Razi, tefekkürü ruhani ibadetler zümresinden sayarak şöyle der: “Ruhani ibadetler, fikir, düşünce, Allah’ın yerde ve göklerde yarattığı varlıkları ve yaptığı işlerin hikmetlerini tetkik edip teemmül etme ve benzeri hususları kapsamaktadır. Nitekim Allah Teala Göklerin ve yerin yaradılışı üzerinde düşünürler (Al-i İmran) sebeplerden sebepleri yaratana geçmek, mümkinat denilen ve sonradan yaratılan her şeyden yüz çevirmek, aklın celâl nurlarına dalması ve ruhun Kibriya huzmelerin kapılmasıdır. Bu makama ulaşan kişi, masivayı yok bilir.(362)

Razi, ruhani ibadetlere karşılık ruhani sevaplar verildiğini ve bunların enyükseğinin, kalplerin tenzih ve takdis mertebelerine yükselmesi olduğunu söyler. (363)

Şah Veliyullah (1703-1762) da, “Namaz, Allah’ın yüceliği hakkındaki tefekkür ve zikir istisna edilirse, amellerin en üstünüdür. Tefekkür ve sürekli zikre gelince onlar, sadece ulvi ruhlardan beklenebilir. Ne yazık ki, bu ruhların sayısı son derece azdır, der. (364)

 Cenab-ı Hakk, Kur’ân’ın müteaddid ayetlerinde tefekkürü emretmiş (365) ve bir ayette onu överek şöyle buyurmuştur: “Akl-ı selim sahipleri ayakta, oturarak ve yanları üzerine yatarken Allah’ı zikrederler; göklerin ve yerin yaradılışı üzerinde tefekkür ederler.” (Al-i İmran, 3/191)

Ayrıca bu ayet, kâinat kitabını, bu kitabın yazılış keyfiyetini, harf ve kelimelerinin özelliklerini, cümleler arasındaki nizam ve ahengi, genelinde var olan sağlamlığı nazara vererek, bize en yararlı düşünme yolunu göstermektedir.

Her güzel şeyde olduğu gibi, tefekkürde de zirveyi tutan kâinatın Efendisi, bu ayeti tefsir edercesine, düşünebileceğimiz sahanın sınırlarını belirleyip bize, güç, imkân ve iktidarımızı ihtar ederek şöyle buyuruyor : “Tefekküre denk ibadet yoktur. Öyle ise gelin Cenab-ı Hakk’ın nimet ve kudret eserlerini tefekkür edin. Ama sakın Allah’ın zatını düşünmeye kalkışmayın; çünkü O, insan düşüncesini aşan bir konudur.” 366

Mü’minin sıfatı olarak telâkki edilen tefekkür konusunda, fevkalâde hassas olan seleften de birkaç hâl ve söz aktarmak istiyoruz:

 Hz.Ebu Bekir: “Hz. Ebu Bekir, geceleri, yatsı namazından sonra bir-iki saat kadar ev halkıyla sohbet ederdi. Onlar yattıktan sonra kalkar, abdestini tazeler, iki rekat namaz kılıp seccadesi üzerinde oturarak, huşu içinde tefekküre dalardı. Sabaha bir saat kadar bir vakit kalınca, mübarek başını kaldırır bir kere ah! Ederdi. Sonra on rekat teheccüd ve üç rekat vitir kılar ve ev halkını da uyandırırdı. Arkasından sabah sünnetini kılıp camiye giderdi.” (367)

Hz.Ali: “Tefekkürü olmayan bir susma, unutkanlık ve dalgınlıktır.”

Hasan-ı Basri: Tefekkür ve tezekküre dayalı bir tasfiyeyi benimseyen Hasan-ı Basri, “bir saat tefekkür, bir gece ibadetinden hayırlıdır” der. (368) Bu söz, tefekkürle gece ibadetini birleştiren kişinin daha fazileti bir iş yapacağına da işaret etmektedir.

Zinnun-i Mısri (245-859) “İbadetin anahtarı tefekür, isabetli yolda olmanın alâmeti heva, heves ve nefse muhalefettir.” (369)

Mumşad ed-Dineveri (299-908) “hakimler hikmeti, tefekkür ve sükût ile elde etmişlerdir.”(370)

Lokman Hekim, tek başına ve uzun uzun düşünürdü. Dostları kendisine uğrar ve:

-         “Yalnız niye oturuyorsun, toplum arasına karışıp onlarla kaynaşsan daha iyi olmaz mı? Deyince, Lokman :

-         “yalnızlık, tefekkür için daha uygundur. Tefekkür insanı cennet yoluna ulaştırır”, cevabını verirdi. (371)

Ebu Süleyman ed-Darani: “Gözünüzle ağlamayı ve kalbinizle düşünmeyi âdet haline getirin.” (372)

Mutarrif (95-713): “Geceleri sırt üstü yatağıma uzanır, Kur’ân’ı düşünür ve amelimi cennet ehlinin ameliyle kıyaslarım. Onların, altından kalkamayacağım şekilde amel yaptıını görürüm. Çünkü onları Kur’ân şöyle anlatıyor : “Geceleri pek az uyurlardı. Seherlerde istiğfar ederlerdi.” (Zariyat, 51/17) “Onlar ki, gecelerini Rabb’lerine secde ederek (O’nun huzurunda ayakta) durarak geçirirler.” (Furkan, 25/64) “Yoksa o, gece saatlerinde secde ederek, ayakta durarak ibadet eden, ahretten korkan ve Rabb’inin rahmetini uman gibi midir? De ki, “Bilenle bilmeyenler bir olur mu?” Doğrusu ancak Akl-ı selim sahibi olanlar öğüt alır.” (Zümer, 39/9) Kendimi onların içinde göremiyorum. Sonra amelimi, sizi bu yakıcı ateşe ne sürükledi?” (Müddessir, 74/42) ayetinde anlatılan, cehennemliklerle kıyaslıyorum. Bakıyorum bunlar, iman etmemiş yalancılardır.

En son kendimi şu ayetle zikredilenlerin içinde buluyorum: Diğer bir kısmı da günahlarını itiraf ettiler, iyi işle kötü işi birbirine karıştırdılar. Belki, Allah, bunların tevbesini kabul eder. Çünkü Allah bağışlayan, esirgeyendir.” (Tevbe, 9/102)

Ey kardeşlerim! Ümit ederim ki, ben ve sizler, hiç olmazsa, bu gruptan olalım!” (373)

Mansur b. Ali : “Hikmet, ariflerin kalbinde sıdk diliyle, zahidlerin kalbinde tafdil diliyle, abidlerin kalbinde Tevfik diliyle, müridlerin kalbinde tefekkür diliyle, alimlerin kalbinde ise tezekkür diliyle konuşur.” (374)

Ömer b. Abdilaziz (101/719) : “Allah’ın nimetleri üzerinde düşünmek en makbul ibadetlerdendir. “ (375)

 

 

Kaynak

Gece İbadeti, Prof.Dr.Abdulhakim YÜCE

Resimler : http://resulevuslat.freeforums.org/

356) Cürcani, Ta’rifat, 63

357) Aclüni, Keşfu’l-Hafa,I, 310

358) Razi, Mefatih, II, XXII, 135.

359) bk.İhya, Rub’ul-Münacat, 9.kitap.

360) Gazali, İhya, IV, 767.

361) a.g.IV 980-81.

362)Razi, Mefatih, XVIII, 82.

363) a.g., XXVII, 23.

364) Dehlevi, Hüccetullah el-Baliğa, I, 152.

366) Beyhaki,  Şuabu’l-İman, I, 136; Aclüni, Keşfu’l-Hafâ, I, 311

367) İ.Hakkı, Marifetname, 314.

368) Gazali, İhya, IV, 764.

369) Kuşeyri, Risale, 290

370) a.g. a.y.

371)Gazali, İhya, IV, 764

372) a.g. a.y

373) Ebu Nuaym, Hilye, II, 198.

374) Sülemi, Tabakatu’s-Süfiyye, 135.

375) Gazali, İhya, Iv, 764.

 

Yorum (5) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Kategoriler

Arkadaşlarım

Blogcu Yardım
metekan
ruzgar567
rufeydem
esmaulhusnafaziletleri
simuzer60
fyilmaz
guzergah
kubraisik
seyyahcagri
millipark
kuzeydenizi61
sade77
nurvdo
bilginerdogan
canahmedimsav
meldavardar
allahbesbakiheves
islamtevhid
gercekyolislam
nurumuhammed
kurantevhidsunnet
Sayfa Güncel Sayfa:1 Toplam:2
| Sonraki Sayfa