Ey Rabbimiz! Unutur veya hataya düşer de bir kusur işlersek, bizi onunla hesaba çekme. Ey Rabbimiz! Bizden evvelkilere yüklediğin gibi bize de ağır vazifeler ve musibetler verme. Ey Rabbimiz! Bize güç yetiremeyeceğimiz şeyi de yükleme. Günahlarımızı affet. Bizi bağışla. Bize merhamet et. Bizim dostumuz ve yardımcımız Sensin. Kâfirler güruhuna karşı Sen bize yardım et. (Bakara Sûresi, 2:286.)
Yapma. Ne olur yapma. Öylesine acı ki sözlerin. Kalbini üzüyorsun. İnsanı en çok üzen kendisidir biliyorsun. Bir an dur. Hadi ama. Sadece bir an. Bir an içine bakmadan dışarıya bak şöyle bir. Dışardan kendine bakabilirsin ama. Kendini içinde boğulmaktan kurtulmalısın önce. Benliğin seni boğazlıyor baksana. Kendini benliğin yüceltmesinden kurtaracaksın önce. Nasıl mı? Kendini yüceltmeye çalışan istek ve arzularını, olmasını istediği şeylerin olmamasından kaynaklanan yakınmalarını parantez içine alarak.
Olmadı mı? Peki, bir de şöyle denesen.. Bir saatliğine sızlanmaktan vazgeçemez misin? Tamam. Ne demek istediğimi biraz daha açmaya çalışayım. Bugün bir saat ayırıyorsun kendine. Sadece tek bir saat. Tamam kızma. Bir ânı bir saate çıkardığımın farkındayım. İşte bu tek saatte hiç sızlanmıyorsun. Hiç şikâyet etmiyorsun. Hiç mızmızlık etmiyorsun. Hiç tenkit etmiyorsun. Hiç beğenmemezlik etmiyorsun. Hiç ama hiç. Neyi mi? Her şeyi. Kendin dahil her şeyi. Bir saat sadece. Tek bir saat.
Önce kendin çıkıyor karşına. Yoo. Susuyorsun. Benliğinin kalbine sapladığı o incitici sözlere bir saat aldırmıyorsun. Tek bir saat.
Hava çok mu kötü? Bir saat boyunca, hava kötü yerine, hava sadece soğuk, diyemez misin? Ruhuna bir nefes aldıramaz mısın? “Allah’ım yarattığın soğuk havayı da sıcak havayı da seviyorum” diyemez misin? “Çok zor” diyorsun. Kabul ediyorum.
Başın mı ağrıyor? Bir saat için başının ağrısından sızlanmayı kesip şükrediyorsun. Garip mi geliyor bu? Bir denesen. Başının ağrısına tebessüm ediyorsun.
Karnın acıkıyor. Hiç şaşırmadım. Gerilince hep karnın acıkıyordu, değil mi? Hemen sığınmıyorsun yiyeceklerin o cezbedici tadına. Açlığın lezzetini tadıyorsun. Sadece bir saat. Baksana, açlığa şükretmek istiyor ruhun ve kalbin. İnsan olmanın başka bir halini tadıyorsun. Acizliği tadıyorsun.
Üst kattaki ailenin çocuklarının gürültüsü geliyor. Sanki tepene biniyorlar gibi hissediyorsun. “Olsun” diyorsun. “Olsun varsın.” Çocukların ayak sesleri sana küçücük hayatların sesi gibi geliyor bir saat. İki sene sonra bebeğin ağlama sesleri koşarken çıkardığı gürültülere dönüştü, öyle mi? İlginç geliyor bu sana. Bir saat de olsa ilginç geliyor. Balkondaki çiçeklerin değişimi kadar ilginç. Ürkütücü bir sessizlikte yaşamak ister miydin? Bence de istemezdin. Gürültüye bile şükretmen ne güzel.
“Ama!”
Amalar yok bir saatin içinde. Varoluşuna sımsıkı sarılıyorsun. Varlığının şimdiki haline. Şikâyet yok. Baksana, on dakikası geçti bile.
Sözler mi? Şuradan buradan, ondan bundan duyduğun seni inciten sözler mi yankılanıyor kalbinin kuytu köşelerinde? Buna rağmen bir saat içinde “Allah’ım, her şey ama her şey için Sana şükrediyorum” demeye mi çalıştın? Bak işte oluyor. Kalbin ne çok sevindi. Ruhuna sanki melekler dokunuyor.
İşte bak, şimdi sen sen oluyorsun. Sen. Kâinatın gözbebeği. Varoluşun seyircisi. Kâinatın en çok merhamet edilen misafiri. Kalbinden çıkan ses dudaklarında sözcüklerle O’nun arşına yükseliyor: “Allah’ım, Senden sonsuz memnunum. Senden razıyım.” Biraz önce kainatın en önemli cümlelerinden birini kurdun farkında mısın? Kalbin ağladı ağlayacak. Sevinçten.
Yarım saat mi geçti? Tamam. Geçsin. Yeter ki böyle geçsin. Yeter ki O’ndan sonsuz razı olarak geçsin.
Başka amalar mı geliyor zihnine? Hayatta mahrum olduğun şeyler geliyor, değil mi? Ooo. Peki. ‘Ama’lara teslim olmuyorsun bir saat. Tek bir saati benliğinin arzularından kurtaracaksın. “Şükretmem lazım biliyorum ama!” Hadi ama. Tek bir saat ‘ama’ yok. Sahip olmadıklarını düşüne düşüne, sızlana sızlana kalbini kasvete sürüklediğin tüm yoksunluklarına rağmen ‘Ben Senden razıyım’ diyorsun. Bak, oluyor.
Bir saatte sana verdiklerinden ve vermediklerinden dolayı O’ndan razı olmak ne mi ki? Biliyor musun, bırak tek bir saati, O’ndan bir ‘an’ bile razı olmak sonsuzluk demektir.
Süre doldu öyle mi?
Bir gün de bir melek gelecek ve ‘süre doldu’ diyecek, biliyorsun.
Mustafa Ulusoy
İlâhî! Sen benim Rabbimsin, ben Senin kulunum. Sen Hâlıksın, ben mahlûkum. Sen Rezzaksın, ben merzûkum. Sen Mâliksin, ben memlûküm. Sen Azizsin, ben zelîlim. Sen Ganîsin, ben fakirim. Sen Hayysın, ben meyyitim. Sen Bâkîsin, ben fâniyim. Sen Kerîmsin, ben leîmim. Sen Muhsinsin, ben âsiyim. Sen Gafûrsun, ben günahkârım. Sen Azîmsin, ben hakîrim. Sen Kavîsin, ben zayıfım. Sen Mu'tîsin, ben dilenciyim. Sen Emînsin, ben korkudayım. Sen Cevâdsın, ben muhtacım. Sen Mücîbsin, ben duacıyım. Sen Şâfîsin, ben hastayım.
Sen benim günahlarımı mağfiret et. Beni cezalandırma. Hastalıklarıma şifa ver, yâ Allah, yâ Kâfi, yâ Rabbi, yâ Vâfî, yâ Rahîm, yâ Şâfî, yâ Kerîm, ya Muâfî. Benim bütün günahlarımı bağışla. Benim bütün dertlerime âfiyet ver. Beni ebediyen rızâna mazhar et. Rahmetinle, ey Erhamürrâhimîn.
selam ve dua ile hayırlı cumalar kardeşim
Tevbe, günahtan tam dönmenin adıdır. Tevbe, kulun hatasının farkına varıp af ümidiyle ulu dergâha sunduğu beyaz dilekçedir.
Tevbeyle alakalı en çok sorulan soru tevbenin nasıl yapılacağıyla ilgilidir. Tevbe, bir kalp işidir. Gönül amelidir. Yürekten kopup gelen feryatların, pişmanlıkların, ah u eninlerin ızdırar lisanıyla Rahmeti Sonsuz'a arz edilmesidir. Tevbe dil ile ifade edilir, hal ile yaşanır. Nebiler Serveri ve O'nu takip eden Hak dostları bize tevbeyi öğretirken bazı hususları ısrarla vurgulamışlardır.
Buna göre hakiki tevbenin gerçekleşmesi için öncelikle hata ve günahın kabulü ve itirafı gerekir. Bu kabul ve itiraf neticesinde duyulan pişmanlık insanı kıvrandırıp uykularını bölecek ve iştahını kaçıracak derecede olmalıdır.
Hatasını bu derece yoğun bir pişmanlık içinde itiraf eden kul, halini Rabb'ine arz etmeli ve affına ferman beklemelidir. Günler ve geceler boyu seccadesini gözyaşlarıyla ıslatmalı, "Çare!... Çare!..." diye inlemeli, Rabb-i Rahîm'ine arzuhalde bulunmalıdır. Bulunmalıdır zira o bilir ki işlenen her günah bünyeye giren zehir gibidir. Tevbe de zehirli bir meyveyi bilmeden yutan bir insanın, zehirin zararından kurtulmak için onu hemen kusmaya çalışması gibi canhıraş bir gayrettir.
Tevbe sadece sözle yerine getirilen bir amel değildir. Tevbe kalbin ağlamalarının göz pınarlarından yaşlar halinde dökülmesidir. Gönüldeki kaynamalara dilin tercüman olmakta zorlanmasıdır. Günahtan duyulan pişmanlığın ve "Ne olacak benim halim!" endişesinin buğu buğu yüreği kaplamasıdır.
Bu derece pişmanlık içinde kıvranan birinin geçmişine sünger çekip halini ıslah etmesi de tabii bir neticedir ki bu da sağlıklı bir tevbe adına atılması gereken üçüncü adımdır. Çünkü o güçlü pişmanlık duygusu yeni bir sayfa açmayı ve hayata adeta yeniden başlamayı gerektirir. Hakk'a karşı içine düşülen muhalefetten kurtulmayı ve O'nunla emirleri ve yasakları çerçevesinde yeniden mutabakata ulaşmayı netice verir.
Bu safhada artık ihmal edilen sorumluluklar yerine getirilir. Kılınmayan namazlar kaza edilir. Tutulmayan oruçlar tutulur. İyiliklerin, günahları imha edeceği müjdesinden hareketle hep iyilik peşinde koşulur. İyilik adına yakalanan bütün fırsatlar değerlendirilir. Eski günler ürpertiyle anılır ve yeniden oraya düşme tehlikesine karşı Allah'a sığınılır. "Tut elimden, tut ki edemem Sen'siz!..." mülahazası seslendirilir. Yeni günah tasavvurlarına karşı sürekli tetikte olunur. Günaha davetiye çıkaran ortamlardan ve insanlardan mümkün olduğunca uzak durulur.
Tevbe eden bilir ki Allah Resûlü, hidayet yolunu bulduktan sonra yeniden günah ve isyanla dolu o eski günlere dönmeyi ateşe atılmak kadar ürpertiyle karşılayan kişinin imanın tadına varacağını haber vermektedir.
İnsanlığın İftihar Tablosu (sallallahu aleyhi ve sellem) bir başka hadislerinde de şöyle buyururlar: "Günahtan tam dönen, o günahı hiç işlememiş gibidir; Allah bir kulu sevdiği zaman artık ona günahı zarar veremez. 'Şüphesiz Allah, çokça tevbe edenleri ve tevbe edip tertemiz olanları sever' (Bakara 2/222)" Oradakiler: "Tevbenin alameti nedir Yâ Resûlallah?" diye sorunca buyurdular ki: "Tevbe, gönülden pişmanlıktır."
Tevbe bir fazilet yeminidir. Girdiği yeni yoldan bir daha geri dönmemeye azmetmektir. Bu kararda sebat edip çizgiyi korumak ise tam bir yiğitliktir. Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), usulünce tevbe edip tevbesinde sebat edenin şehitler mertebesinde olduğunu müjdeler.
Tevbenin bir merasimi yoktur. O, günah çıkarma da değildir. Hiç kimse bir başkasına tevbe veremez, tevbesini kabul edemez. Kulların en güzeli ve insanların en değerlisi olan Nebiler Sultanı, günde yetmiş veya yüz defa tevbe ettiğini söylüyor ve bize de tevbe etmemizi emrediyor. Hiç kimseye tevbe vermiyor, hiç kimsenin tevbesini almıyor.
Tevbe hata ve günahlarla yaralı aciz ve fakir kul ile o hataları affedecek ve hiç olmamış kabul edecek kadar rahmeti engin, şefkatli, merhametli ve her şeye gücü yeten sonsuz kudret sahibi Sultanı arasındaki çok sırlı, mahrem ve özel münasebettir. Oraya kimse giremez, girmemelidir de.
Kalpleri evirip çevirendir ki, kalbin iniltisini duyar ve onu halden hale koyar.
Ey vekil olan Allah'ım...
Dua' dır mü'minin Yaradana karşı muhabbeti,
Dua' dır mü' minin Rabbine karşı aczini anlatma çabası,
Dua' dır mü' minin kalkanı, silahı..
Ve gözyaşıdır duanın meyvesi,
Ve gözyaşıdır muhabbetin belgesi,
Ve içten gözyaşıdır mağfiretin habercisi...
**********
Ey VEKİL olan ALLAHım.
Sen ne güzel vekilsin. Sen En Güzel Sahibimizsin. Güzel Alahım canımızı, malımızı, hayatımızı, sevdiklerimizi Sana emanet ediyoruz. Sana tevekkül ediyoruz. Dünyada, mahşerde ve Cennet'inde en güzel vekil Sen'sin.
Sen emaneti en güzel koruyan, Vekil ve Ekremel Ekreminsin. Emanetlerimizin birini binler, milyonlar eden vekilsin.
Sen sonsuz kuvvetinle ve kudretinle bize yeter tek vekilsin. Sen ne güzel vekilsin. Sen Azizsin. Biz ve tüm vekil olduğunu iddia edenler acizdir. Sen ne güzel, ne muhteşem vekilsin.
Sen, Dünyada ve ahirette tek kudret sahibi vekilsin. Bize akıl ver. Akıllı kullarını kendinden başka vekiller peşinde koşturma. Sen göklere ve yere, zerrelere ve kürelere ve hesap gününe sözü geçen tek vekilsin.
ALLAH, kuluna yeterli değil mi? (Zümer 36)
Elbette Sen biz kullarına yeter tek vekilsin. Makro, mikro ve normo alemin tek sultanı Sensin. Senin iznin olmadan zerre kıpırdamaz.
De ki: "ALLAH, bana yeter. Tevekkül edecek olanlar, O'na tevekkül etsinler." (Zümer 38)
Ey Güzel ALLAHım!
Sen bizlere hem akıl nimeti veriyor, hem de onu nasıl kullanacağımızı gösteriyorsun.
''De ki:
"ALLAH BANA YETER..." deyin''
diyorsun...
Milyarlarca canlıya, meleklerine, ruhanilerine Sen ne güzel Vekilsin. Onların rızıklarını ve tüm ihtiyaçlarını en mükemmel ve kusursuz giderensin. Tek hücreli canlıların, anne karnındaki bebeklerin, yerin altındaki köklerin, denizin dibindeki mercanların, galaksilerin bütün şuurlu ve şuursuz mevcudatının tüm ihtiyaçlarını en mükemmel gideren, En Mükemmel ve Tek Vekilsin.
ALLAHım bizler helalinden ve kolayından manevi ve maddi rızık ver. Bzileri çalışkan, işimizi kolay ve bereketli eyle.
Sebeplere en güzel uymayı ve Sana en güzel tevekkül etmeyi bizlere öğret. Sen Rabbül Aleminsin.
Halilini ateşe attılar. HasbünALLAH dedi ve Sana sığındı. Ateşleri Cennete çevirdin. Biz de Alemi İslamın mazlumları olarak Sana sığınıyor ve
''HasbünALLAH ve niğmel vekil.Veniğmel Mevla ve niğmennasir"
diyoruz.
Iraktaki mazlumlar, Filistin, Afganistan, çeçenistan vb dünyanın dötbir bucağındaki mazlumlar için Sen Ne Güzel bir vekilsin...
Bizleri en kısa zamanda muzaffer eyle...
Her birimizi Gazanfer eyle...
Her birimiz Aşkınla Gazanferullahlar olalım...
Aşk Gazanferullahları olalım...
Bizim her birimizi Sana En Güzel tevekkül eden Tevekkül Eri eyle YA RABBİ...
Amiiin...Amiiin...Amiiin...
selam ve dua ile mutluluk kardeşim
Eğer imanıma bir şüphe girmiş ben de ondan tövbe etmemişsem ihlasla derim ki : Allah'tan başka yaratıcı yok, Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) Allah'ın Resulüdür.
Ya Rabbi!
Eğer bilmeden Müslümanlığıma küfür karıştırmışsam, derim ki: Allah birdir, Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) Allah'ın Resulüdür.
Ya Rabbi!
Eğer Allah'ı birlememe şirk girmişse, ben de bunun farkında değilsem ihlasla derim ki: Allah'tan başka ilah yoktur, Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) Allah'ın Resulüdür.
Ya Rabbi!
Eğer bilmeden seni tanımamda yanlışım varsa derim ki: Allah'tan başka ilah yoktur, Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) Allah'ın Resulüdür.
Ya Rabbi!
Eğer bilmeden amelime riya ve kendimi beğenme duyguları karışmışsa derim ki: Allah'tan başka ilah yoktur, Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) Allah'ın Resulüdür.
Ya Rabbi!
Eğer farkında olmadan kalbime küçük ve büyük günahların fitnesi girmişse derim ki: Allah bir, Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) Allah'ın Resulüdür.
Ya Rabbi!
İmanımı gönülden tazeleyerek, ihlasla derim ki: Allah'tan başka ilah yoktur, Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) Allah'ın Resulüdür.
Ey diri olan!
Ey ebedi var olan!
Ey izzet ve ikram sahibi olan!
Ey gücün, şerefin ve büyüklüğün sahibi olan Allah'ım!
Halimi düzelt, işlerimi güzelleştir, beni bela ve fakirliğin acılarından koru, düşmanların şerrinden, şeytanın aldatmasından, nefsin arzularından, saptıranların saptırmasından beni koru ey Rabbim!
Ya Rabbi!
Beni çok ibadet eden salihlerden ve şükreden zenginlerden eyle… dini ve dünyevi bütün işlerimi düzene koy. Hayırlı nimetlerimi sonuna erdir.
Ya Rabbi!
Ömrümün son zamanlarında, ölüm anında kalbimi ve dilimi imanla doldur. Bana son anda; şehadet ederim ki, Allah birdir ve yine şehadet ederim ki, Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) O'nun elçisidir demeyi nasip et.
"Mü'minler birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve birbirlerini korumakta bir vücuda benzerler. Vücudun bir uzvu hasta olduğu zaman, diğer uzuvlar da bu sebeple uykusuzluğa ve ateşli hastalığa tutulurlar."
• 2009-08-10 18:35:57 - esselam...