Bismillahirrahmanirrahim
Gönül Sızım Ah Efendim... - BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM - Blogcu



BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

• 7/3/2009 - Gönül Sızım Ah Efendim...

 

   Uzun olur gecelerim hep ismini hecelerim
Tütmez oldu bacalarım gönül sızım ah efendim
Köyünün yoluna düşsem yüzümü tozuna sürsem
Günahkârım yandım desem gel dermisin ah efendim
Ya habibALLAH şu kalbim olsa daim meskenin
Meskenim cennet olur nerde olsam bendenin
Rahmetellil alemin mihmanım ol gir kalbime
Büsbütün dünyaya tırnağın değişmem ben Senin
Vasılı cennet olursam istemem bir arka yel
Aşıkın zindanı elbet yar yanından başka  yer
Aşıkım
maşuka vasıl olduğum yer cennetim
Onsuz el vermez saadet, onsuz olmaz aşka yer

GEL DERMİSİN AH EFENDİM

                       GÖNÜL SIZIM AH EFENDİM…   

                                                     Ertuğrul Erkişi

 

 

Kutlu Doğum ve Mevlid Kandili

Hayatın gayesi, yaratılışın mânâsı silinmiş, yok olmuştu. Herşey mânâsız başıboşluk ve hüzün örtülerine bürünmüştü.

Ruhlar birşey bekliyor, bir nurun zulmet perdesini yırtmasını içten içe hissediyordu.

O vahşet devrinde kâinat ufkundan bir güneş doğdu. Bu güneş âhirzaman Peygamberi Hz. Muhammmed Aleyhissalâtü Vesselam idi. Tarihin seyrini, hayatın akışını değiştiren bu eşsiz olay, dünyayı yerinden sarsan değişimlerin en büyüğü idi.

İşte insanlığın akıl ve kalbinde düğümlenen "Necisin, nereden geliyorsun, nereye gidiyorsun?" sorularını, düğümlerini çözüp kâinatın Sahibini ilân ve ispat edecek bir zatın teşrifi sadece insanların ruh ve kalbinde değil, diğer varlıklarda, hattâ cansız eşyada bile yansımasını bulacaktı.

Doğudan batıya bütün âlemin nurlara büründüğü, İlâhi değişimin tecelli ettiği o gece neler oldu neler?

Yahudi ileri gelenleri ve âlimleri kitaplarında daha önce rastladıkları işaret ve müjdelerin açığa çıktığını gördüler. Kimsenin haberi olmadan en önce onlar bu müjdeyi verdiler.

O gece Yahudi âlimleri semâya bakıp "Bu yıldızın doğduğu gece Ahmed doğmuştur
" dediler.(1)

Bîr Yahudi İleri geleni Mekke'de Peygamberimizin doğduğu gece, içlerinde Hişam ve Velid bin Muğire, Utbe bin Rabia gibi Kureyş ileri gelenlerinin bulunduğu bir toplantıda,
- "Bu gece sizlerden birinin çocuğu oldu mu?" diye sordu.
- "Bilmiyoruz" diye cevap verdiler.
Yahudi, "Vallahi sizin bu ihmalinizden iğreniyorum!
"Bakın, ey Kureyş topluluğu, size ne söylüyorum, iyi dinleyin.

 Bu gece, bu ümmetin en son peygamberi Ahmed doğdu. Eğer yanlışım varsa, Filistin'in kudsiyetini inkâr etmiş olayım. Evet, onun iki küreği arasında kırmızımtırak, üzerinde tüyler bulunan bir ben var" dedi.

Toplantıda bulunanlar Yahudinin sözünden hayrete düştüler ve dağıldılar. Her birisi evlerine döndüğünde bu durumu ev halkına anlattılar. "Bu gece Abdülmuttalib'in oğlu Abdullah'ın bir oğlu doğdu. Adını Muhammed koydular
." haberini aldılar.

Ertesi gün Yahudiye vardılar:
"Bahsettiğin çocuğun bizim aramızda dünyaya geldiğini duydun mu?" dediler.
Yahudi "Onun doğumu benim size haber verdiğimden önce midir, sonra mıdır?" dedi.
Onlar, "Öncedir ve ismi Ahmed'dir" dediler. Yahudi, "Beni ona götürün" dedi.
Yahudi ile beraber kalkıp Hz. Âmine'nin evine gittiler, içeri girdiler.
Pegamberimizi Yahudinin yanına çıkardılar. Yahudi Peygamberimizin sırtındaki beni görünce, üzerine baygınlık geldi, fenalaştı. Kendine gelip ayıldığı sırada,

"Ne oldu sana, yazıklar olsun" dediler.

Yahudi, "Artık İsrailoğullarndan peygamberlik gitti. Ellerinden kitap da gitti. Artık Yahudi âlimlerinin kıymet ve itibarları da kalmadı. Araplar peygamberleriyle kurtuluşa ereceklerdir.

"Ey Kureyş topluluğu, ferahladınız mı? Vallahi size, doğudan batıya kadar ulaşacak bir güç, kuvvet ve bir üstünlük verilecektir" dedi.
(2)

Kâinatın Efendisini dünyaya getiren bahtiyar annenin henüz dünyaya gelmeden görüp gördükleri çok manalıydı..

Peygamber Efendimize hamileyken rüyasında,
"Sen, insanların en hayırlısına ve bu ümmetin efendisine hamile oldun. Onu dünyaya getirdiğin zaman 'Her hasetçinin şerrinden koruması için bir ve tek olana sığınırım' de, sonra ona Ahmed yahut Muhammed ismini ver."

Yine kendisinden çıkan bir nurun aydınlığında bütün doğuyu ve batiyi, Şam ve Busra saray ve çarşılarını, hattâ Busra'daki develerin uzanan boyunlarını gördüğünü Abdülmüttalib'e anlatmıştı.


Aynı gece Hz. Âmine'nin yanında bulunan Osman ibn Âs'ın annesinin gördükleri de şöyle:

"O gece evin içi nurla doldu, yıldızların sanki üzerimize dökülecekmiş gibi sarktıklarını gördük."

Evet bu ulvî anı dile getiren Mevlid'in yazarı Süleyman Çelebi bütün bu hakikatleri şu beytiyle şiirleştirmiştir:

"Hem Muhammed gelmesi oldu yakin
Çok alâmetler belürdi gelmedin"

Rabiülevvel ayının 12. Pazartesi gecesi, yapılan hesaplamalara göre, Miladi takvime göre 20 Nisan'a denk gelen gece idi.

Dünyayı şereflendiren iki Cihan Serverinin üzerini o günün bir âdeti olarak bir çanakla kapattılar.

Araplara göre o zaman, gece doğan çocuğun üzerine bir çanak koymak ve gündüz olmadan ona bakmamak âdetti. Fakat bir de baktılar ki. Peygamber Efendimizin üzerine konulan çanak yarılarak ikiye ayrılmış, Efendimiz gözlerini gökyüzüne dikmiş, başparmağını emiyordu
.(5)

Evet, bu işaret her türlü küfrün, zulmün, şirkin ve her türlü bâtıl inanç ve âdetlerin parçalanıp yok olması, imanın, nurun ve hidâyetin kâinatı aydınlatması için gönderilmiş bir Peygamber idi.

Aynı gece Kabe'de tapılmakta olan cansız putların çoğunun başaşağı devrildiği görüldü.

Aynı gece Kisra sarayının beşik gibi sallanıp on dört balkonunun parçalanıp yerlere düştüğü öğrenildi.

Sava'da mukaddes tanınan gölün suyunun çekilip gittiği görüldü.

Bin senedir yakılan ve söndürülmeyen mecusi ateşinin sönüverdiği müşahede edildi.

Bütün bunlar işaret ve alamettir ki, yeni dünyaya gelen zat ateşe tapmayı, puta tapmayı kaldırıp, Fars saltanatını parçalayarak Allah'ın izni olmadan kutsal tanınan şeylerin kutsallığını ortadan kaldıracaktır
.(6)

İşte bu geceye Veladet-i Nebi gecesi diyor ve onun bütün kalbimizle, ruhumuzla her sene yeniden yâd edip kutluyoruz. Bütün kâinatla bu geceyi karşılayarak onun âleme teşrifine kıyam ediyoruz.
Getirdiği ebedi nura, açtığı saadet caddesine ve sünnet-i seniyyesine yeniden sımsıkı sarılmak ve Mevlid Kandilini vesile ederek ona yeniden biatimizi, bağlılığımızı tazelemek ne yüce bir şeref ve ne büyük bir saadettir.

Yüce Rabbim bizleri sevgili Resulünün (s.a.v)şefaatine nail eylesin...

Kaynaklar:
(1)İbn-i Sa'd, Tabakat, 1:60.
(2)A.g.e, 1:162-163.
(3)Taberî Tarihi, 2:125; İbn-i Sa'd, Tabakat, 1:102.
(4)A.g.e., 1:102.
(5)İbn-i Sa'd, Tabakat, 1:102.
(6)Bediüzzaman, Mektûbat,s:161,162.

     www.islamiyet.gen.tr

  

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
Yorum yaz! :: Arkadaşa gönder!

• 2009-03-11 10:25:31 - Selamlar

Yazan: kuzeydenizi61
Hayırlı günler diliyorum.dilerim ki her hangi bir sıkıntın yoktur,sevgiyle.
Bağlantı

• 2009-03-11 08:47:04 - esselamünaleyküm

Yazan: ahmed
Tevekkül Kapısını Sabır Tokmağıyla Çalın…


Tevekkül; Sebeplere gereğince teşebbüs ettikten sonra neticeyi Allah’tan beklemek ve O’nun takdirine razı olmaktır.Sabır ise; Zorluklara ve acılara katlanmak. Halinden şikayet etmemektir.

İnsan içinden çıkılmaz gibi görünen her hadisede tevekkül kapısını sabır tokmağıyla çalmalı…Çünkü; bu kapı insanı; darlıktan genişliğe, zahmetten rahmete buyur eder.İnsan gücü yettiği kadar duyar,görür,işitir.Yani; nihayet bulan bir çizgisi var.Bu nihai noktanın (ihtiyaca yönelik) sonsuza dönüşmesi, sonsuz güce dayanmakla mümkündür.Ne acibtir ki;Kainatta canlı varlıklarda olduğu gibi cansız varlıklarda da tevekkül yetisi vardır.Mesela;Toprak altındaki tohumlar, yumurtalarını uzak denizlere bırakıp geri dönen balıklar, rızık kaygısına düşmeden yavru yapan hayvanlar ve nihayet yollarını bilmeden süratle dönen gezegenler birer tevekkül sahnesi sergilerler…

İnsan tevekküle en ziyade muhtaç varlıktır.Çünkü;Acizliği her halde her hareketinde ayan olan insan baki arzu ve isteklerine cevap vermekte tedarikte de aciz.İstekleri oldukça fazla, ihtiyaçları pek ziyadedir.Öyle bir güce ihtiyacı vardır ki; onun sonsuz isteklerine cevap verebilsin.Bakiye yönelik arzularını kırmasın.Buna kudreti yetecek tek varlık vardır; Sonsuz Baki Olan Cenab-ı Hakk…


Tevekkül üç mertebedir. Birinci mertebe,Cenabı Hak’kın inayetine itimat etmek.

İkinci mertebe, Allah’tan başkasından yardım beklememek.

Üçüncü mertebe ise her işte Hakk’ın rızasından ayrılmamaktır.

Demek ki tevekkülün birinci mertebesi (itimat), ikinci mertebesi (inkıyat), üçüncü mertebesi ise (teslim ve rıza)dır.

Sonsuz gören, işiten, duyan, ve ol demesiyle Kainatta her şeyin olmasına güç yettiren Rabbimiz var.O’nun gücü kainatta her şeye yeter.O sevdiği kulunu, kainatta tüm mevcudata sevdirir.En sevdiği Habib-i Zişan’ı bir hurma kütüğüne bile sevdiren Allah (c.c)… İçinden çıkılmaz görünen her meselenin çözülmesi Onun kudretiyle hikmetinin iktizası gerekliliği) iledir.Bunu böyle bilmek ve Onun sonsuz kudretini dayanak noktası bilmek lazım geliyor.

İmtihan ne kadar büyükse, (kazanıldığı takdirde) müthiş neticeleri de meyve verecek demektir.İmtihanın büyüklük derecesini bilmeye/görmeye belki bizler muktedir değiliz ancak, dayanılması zor musibet, hastalık gibi (zahiri) şer görünen hadiseler imtihanın çetin numuneleridir.Allah (c.c) insana sabretme yeteneği bahşetmiştir.Demek ki kuluna dayanamayacağı sorumluluk hiçbir zaman yüklemez.İmtihana tabi insanoğlu sabrederken de yalnız değildir.”Muhakkak ki Allah (c.c) sabredenlerle beraberdir.” Bakara,153.

Sonsuz merhamet sahibi Rabbimiz, Arz-u hal edebilme şansı vermiş kuluna, “benimle dertleş bana derdini aç çünkü ancak ben deva olabilirim dercesine “Dua edin icabet edeyim” (Mü’min,60) buyurmuştur.

Dünya sıkıntılarından ruhumuz hastalandı ve artık bir felah kapısına ihtiyaç duyuyor işte kapı! Ne duruyoruz hemen çalmak lazım!


(Cenab-ı Hakk rıza dairesinden ayırmasın, Onun rızası uğruna geçen bereketli zamanları daim kılsın inşaallah.)

Sessiz Nida
selam ve dua ile kardeşim
Bağlantı

• 2009-03-10 21:00:23 - ...

Yazan: uyanangenclik
Geçmiş kandiliniz mûbarek olsun kardeşim...
Rabbim bizleri,
Peygamber efendimiz(s.a.v)'in şefaatına nail eylesin...
Bağlantı

• 2009-03-09 16:28:15 - tebriklerrr

Yazan: sociall
"yaradılanı sev yaradandan ötürü" diyorya...
Gerçekten sitede paylaştığın yazılara yorum yazarken zorluk çekiyorum.
çünkü yazdıklarım yazıların güzelliğini karşılayamıyor.
Kelimeler kifayetsiz kalıyor.
Yüreğine sağlık hep duygulanıyorum,yine duygulandım bizim böyle paylaşımlara çoook ihitiyacımız var.
Böyle güzellikleri bizimle paylaştığın için RABBİM senden binlerce kez razı olsun.
sonsuz saygı ve sevgilerimle...

Düzenleyen mutluluklardiyarim gün: 9/3/2009 saat: 16:33
Bağlantı

• 2009-03-09 02:29:02 - ALLAH'ın en güzel selamı ile esselamun aleykum ve rahmetullahi ve berekatuhu

Yazan: allahbesbakiheves
Dünya neye mâlikse, O'nun vergisidir hep / Medyun O'na cemiyeti, medyun O'na ferdi;Medyundur O ma'suma bütün bir beşeriyet, Yâ Rab, mahşerde bizi bu ikrar ile haşret!
Bağlantı

• 2009-03-09 00:00:12 - s.a.

Yazan: sade77
mevlüt kandilini kutlar,hayirlara vesile olmasini,dualarinin kabul olmasini dilerim
Bağlantı

• 2009-03-08 21:53:17 - s.a."

Yazan: guzergah
Geceniz mübarek olsun.
Hayırlı Kandiller...
Bağlantı

• 2009-03-08 15:43:26 - s.a

Yazan: as06
Seven sevdiğine benzer!
Değilse tüm davası kuru bir iddiadır!
Sallallahu aleyhi ve sellem

O na uyalım, O nu örnek alalım ki O bizde hergün doğsun.
Yüreğimizi verelim O na ki yarın orada bizimle olsun..

Bu duyguyla doğum günümüz, dirilişimiz kutlu olsun..
Tüm aleme hayırlar getirmesini niyaz ediyorum,

muhabbetle efendim.




Düzenleyen mutluluklardiyarim gün: 8/3/2009 saat: 16:47
Bağlantı

• 2009-03-08 15:42:09 - Merhaba

Yazan: ruzgar567
Slm ablacıgım. Mevlid kandilin mübarek olsun :) Paylaşımın yine herzama ki gibi çok anlamlı olmuş...
İnsan bu gecelerde çok daha bir huzurlu hissediyor kendini. Tek duam inşallah her gece böyle anlamlı ibdet yapar bu gecelerde peygamber efendimiz(sav) sevgisini hissederiz herzaman

Düzenleyen mutluluklardiyarim gün: 8/3/2009 saat: 16:43
Bağlantı

• 2009-03-08 14:52:23 - esselamünaleyküm

Yazan: ahmed
Senai Demirci
De ki O Allah'tan konuşur;
dediği ancak vahiydir; hevasından söylemez.
Ehad'dir O'nun Halık'ı;
"Sen olmasaydın, Sen olmasaydın..." sırrıyla Halık'ının bitanesi, varlığın eşsiz incisi, yaratılış hikmetinin biricik gerçekleşme vesilesidir.
Samed'dir O'nun Rabbi;
O kimsenin ışığına muhtaç değil; kimse O'nun ışığına ihtiyaçsız değil.
Âlem O'ndan nur alır; O'ndan nurlanmayan herşey karanlıktadır.
Muhabbetlerin hepsi O'nunla muhabbettir; sevmelerin cümlesi O'nun hatırına gerçekleşir.
Doğurmuşlardan kimse O'nun gibi değildir.
Doğurmuşların hatırı O'nun hatırına sayılır.
"Anam babam sana feda olsun ey Muhammed..." hitabının biricik muhatabıdır.
Doğurulmuşlardan kimse O'nun gibi değildir.
Doğurulmuşlar da O'nun hatırına sevilir.
Oğul ve kızlarımıza sonsuzluk vaad eden O'nun haberidir.
Evladı göz aydınlığı eyleyen O'nun müjdesidir.
Evladı anababaya sevdiren de, evlada ana-babayı sevdiren de O'nun muhabbetidir.
Ne dengi vardır ne de benzeri
Müjdelerin aslı, merhametlerin mayası, tesellilerin anası, hüzünlerin çaresi Muhammed'dir.
mevlid kandilinizi tebrik eder hayırlar gerirmesini cenabı haktan niyaz ederim
Bağlantı

• 2009-03-07 23:22:36 - Malik Jamal

Yazan: isimsiz
Tebrikler. Kıymetsiz (yani değer biçilmeyen) bir gecenin kıymetini güzel ifadelerle takdir etmenizden ötürü elinize ve kalbinize sağlık. İhlasınız için teşekkürler
Bağlantı

Kategoriler

Arkadaşlarım

Blogcu Yardım
metekan
ruzgar567
rufeydem
esmaulhusnafaziletleri
simuzer60
fyilmaz
guzergah
kubraisik
seyyahcagri
millipark
kuzeydenizi61
sade77
nurvdo
bilginerdogan
canahmedimsav
meldavardar
allahbesbakiheves
islamtevhid
gercekyolislam
nurumuhammed
kurantevhidsunnet
Kayıt Güncel Sayfa: Toplam:
Son Sayfa | Sonraki Sayfa