Bismillahirrahmanirrahim
Kimselere Diyemem... - BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM - Blogcu



BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

• 11/3/2009 - Kimselere Diyemem...

          Öyle çok pazarlık ettim ki Seninle ey Rabbim.
Sen çağırınca, kendime ayırdığım vakitlerden çalındığını düşündüm.
Ezan okununca, sevdiklerimle geçirdiğim zamanların azalmasından korktum.
Vakit girince, içim "cız" etti hep.
Odamdan uzaklaştım, bıraktım işimi, bozdum keyfimi;
öylece namaza durdum.

Ayak diredim, "az sonra kılsam da olur!" dedim
"Az sonra"larım "çok sonralara” döndü, geç kaldım, geç kalmaktan utanmadım.
Sonunda ayaklarımı sürüye sürüye vardım huzuruna.
Pazarlığımı vaktin daralmışlığını bahane ederek yeniden ileri sürdüm.
Kaçıyordu namaz ya; o yüzden çabucak kıldım, selam verdim,
hemen kalktım, rahatladım.
Oysa rahatlığı Sana borçluyum.
Ağrımayan her bir dişim kadar huzur borçluyum Sana.
Damarlarımın her bir noktasında pıhtılaşmayan kanım kadar
sükûnet borçluyum Sana.
Tenimin kaşınmayan her bir noktası kadar rahatlık borçluyum Sana.
Dişlerim ağrıyacak olsa her biri için harcayacağım zaman Senin.
Kanım pıhtılaşıp damarlarım tıkanacak olsa, her defasında ızdırap ve korkuyla geçireceğim saatlerin hepsi Senin.
Tenim her noktasında yırtılacakmış gibi acıyacak olsa
kendi kendime dar geleceğim huzursuz günler Senin.
Gün oldu; usandım.

Sabrımı tükettim; tükendim.

Kendimi yontmaya heveslendim.

Benden istediğin zamanı çok gördüm.

Benden istediğini, benim için istediğini bile bile, huzurunda huzursuz durdum.
Fazla buldum namazın rekâtlarını; kısaltmak için bahaneler aradım.
Günümü delik deşik etmeni, işimin arasına kesintiler sokmanı,
hayatımın ortasına duraklar koymanı, uykumu bölmeni lüzumsuz gördüm.
"Beni bana bırak’larla durdum huzuruna;
içim başka bir yerlerin türküsünü söylerken,
ben seccadende, belki sadece bedenimle, mıhlı kaldım.
Oysa Sen, dileseydin dar edebilirdin zamanı bana!
Bir uçurumun dibine savrulmuş bir arabada çaresizce
Sana yalvartıyor olabilirdin beni.
Korkulu bir savaşın orta yerinde ateş ve kan kusan bombaların altında günümü de, işimi de, uykumu da,
hatta rüyalarımı da delik deşik etmelerini takdir edebilirdin.
Düşmeyen bombalar kadar, 
                    uçuruma savrulmayan arabalar kadar genişlik borçluyum Sana.
İçten pazarlıktı benimkisi.

Öyle içten ki kendime bile söyleyemedim.
Gözlerimle birlikte gönlümü de secdene kilitlemeyi çok gördüm.
Kendimi sıfırlamayı,benliğimi hiçe indirgemeyi beceremedim. Ensemde kaderin sıcacık nefesini hissedecek o teslimiyetin vadisine inemedim.
Acelem vardı; alnımı koyduğum gibi kaldırdım seccadeden.

Bütün benliğimle aşağı inemedim.
İşim vardı, secdemi işime zaman kazandım.
Secdeye kalbimi de sığdırmaya çalışmadım.
Uykum vardı,secdemi sığ bırakıp uykumu derinleştirdim.

İtirafımdır:
Bencilliğimi de sırtıma alıp rükûlarda eritemedim.
Bedenim eğilirken huzurunda,
"emrolunduğum gibi dosdoğru olma"nın ağırlığını sırtıma almayı erteledim.
"Sırası değil’di; "hele dur; sonra da olurdu.
En Sevgili’ni (s.a.v.) bir gecede ihtiyarlatan emri üzerime alınmadım.
Sen dileseydin, çocuğumun cılız nabızlarının eşliğinde,
loş ve neşesiz bir yoğun bakım odasında,
gözümü de gönlümü de, umutsuzca, çaresizce, ürpertiyle,
korkuyla bir monitörün ekranına kilitleyebilirdin.
Dileseydin, yeryüzünün sükûnetini bir anda kesip,
küçücük bir duvar kıpırtısının gölgesinde,
mini mini bir sarsıntının beklentisi içinde saçlarıma aklar düşürebilirdin.

İçten pazarlık mı denir buna?
Sen bilirsin Seninle ettiğim pazarlığı.
Kendime sakladığım ve hatta kendimden
 de sakladığım sır bu.
Dilime bile değdirmekten korktuğum,
ağzıma almaktan utandığım öyle bir sır işte.
Fısıldaması bile acı veriyor ya…
Meselâ, uzayınca Fatiha, uzayınca sûre,
heceler sanki özgürlüğe giden yolu taşlar gibi kestikçe,
"bitmez şimdi bu namaz!" dediğim çok oldu.
Ama içimden. Kimseler duymadı.
Bir Sen duydun beni ey Rabbim. Sırrımı bir Sen bildin.
Kendimi lüzumsuz hissederken seccadenin üzerinde,
dudağım anlamına yetişemediğim kelimeler için oynarken,
Sen beni söylediğimden fazlasıyla duydun,
söyleyemediğimi de, dile getiremediğimi de bildin.
Ruhumu alıp uzaklara gittiğim halde, bir bedenimi bıraktığım halde huzurunda,
kovmadın beni, yakınlığında tuttun.

İtirafımdır;
öyle anlatıldığı gibi özleyebilmeyi beceremedim henüz namazı…
"Aradan çıkarmaya çalıştığım" oldu namazı.
Geçiştirdim namazı. Bir "sorun"du çözdüm, hallettim.
Selam verip sonra yaşamaya başladım…
Yaşamayı namazın içinde aramalıydım.
Namazı yaşamanın içine sızdırmalıydım oysa. Bilemedim.
Kafa tuttum, ayak diredim, pazarlık ettim; ama Sen utandırmadın, yine yine yine huzuruna aldın beni.
Her secdede rahmetinle okşadın alnımı.

Her rükûda "aferinler" fısıldadın gönlüme.
Her vakitte yeni bir sayfanın aklığına çağırdın ruhumu.
Yüzüme vurmadın. Azarlamadın.
Aşağılamadın.
Hepten umut kesmedin benden.
 Yok saymadın.
Utandırmadın.
Pazarlık ettiğimi Seninle bir Sen bildin ey Rabbim.
Kimselere söylemedin.
Sırdaşım Sensin, bir Sana açabilirim içimi,
bir Senin beni
ayıplamandan korkmam.
Ben işte böyleyim;
yine "bana ait"lerin hesabındayım.
Başka kime söyleyeyim?
Başka kimin anlayışından medet umayım?

AFFET BENİ          
                                  
Senai Demirci 



 

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
Yorum yaz! :: Arkadaşa gönder!

• 2009-05-19 18:35:13 - esselam...

Yazan: canahmedimsav
İlahi !... Yüzümü Seçemiyorum...

İlahi!...

Aynam kırıldı. Ellerim taş atmaktan yorulmadı; Sen ise bağışlamaktan... Ne kadar yücesin İlahi!...

Bir ışık son ışık kaldı göğümde. Ayetler reklam aralarında iniyor artık evimize. Biliyorum çalmaz melek kapımı (zı) ; çocuklarımı (zı) ayrı tut amel defterim (iz) de. Çünkü onlar masum biz ise kirli.

Yüzüm (ü) kimin yüzüne sürsem artık ağlamıyor kimse. Herkes plastikten kulluklar sunuyor bize. Dayanamıyorum... Ellerime bir taş alıp atıyorum yüzüme. Parçalanıyor gök ve yer. Kıyametimi kendi ellerimle yaşıyorum şehrin şuh kokulu ellerinde. Ellerim ellerine değiyor şehir tenine. Şehir devriliyor üstüme çanak antenleriyle. Çanak tutuyor kulluklar erotizme.

İlahi!...

Aynam kırıldı. Ellerim taş atmaktan yorulmadı; Sen ise bağışlamaktan... Ne kadar yücesin İlahi!...

"Afrikada öldürülse bir yerli; canı bende çıkıyor, seni bildim bileli"... diyordu şair. Ben ölsem kimde canım çıkar diye soruyorum kendi kendime. Cevabını bulamıyorum İlahi!... Bir tek kulluğumuza talip günahlar sahip çıkıyor bedenimize. Kirlendikçe şair oluyoruz artık bu demlerde.

Atılan her taş aynama çarpıyor artık. Her kelime sahte bir yüz geçiriyor düşlerime. Senin isimlerin aynada kırık bir çizgiye dönüyor nedense. Günahlar kuşattı bizi. Kalelerimiz, yani kardeşliklerimiz, ayetlerimiz, elçilerimiz tek tek düşüyor. Birde koynuna düşüyor kadınların yıldızlar tek tek. "Biz" yok artık İlahi!... Kulluklarımız bile şöhrete muhtaç. Onun için dilekler artık çaputlarla ekranlara bağlanıyor.

Bir damla düştü göz bebeğime. Kanlandı. Günah işlemekten yorgun düşmüş ellerim çanaklandı. Çırpınıyor ruhumuz; ama zevkten. Herkes aynı ipe sarılmıyor artık; aynı ipte çekiliyor kardeşlikler. Umudumuz artık başkalarının günahları oldu.

İlahi!...

Aynam kırıldı. Ellerim taş atmaktan yorulmadı; Sen ise bağışlamaktan... Ne kadar yücesin

İlahi!...

"Habibim... Giyim-kuşamı ve konuşması seni etkileyenler var aranızda. Onlar giydirilmiş kütük gibidirler..." diyorsun bir ayetinde. Ben hiç giyim-kuşamımla etkileyemedim çevremi. Ama kelimeleri ve konuşmayı giydirebildim her zaman.

Kendimi cehenneme atılacak kütük gibi hissediyorum. Tek umudum bu kütükten kalem ve kağıt olup senin salih kullarının elinde sana hizmet etme fırsatı vermen.

Kadir gecesine erdiysek. Bu fırsattır biliyorum Rabbim. Fırsatlardan bile günahlar devşiren bir ruh halimiz var artık. Müslümanlar arasında tanınmayı senin rızana tercih eder olduk günlük hayatımızda.

İlahi !

Aynam kırıldı. Ellerim taş atmaktan yorulmadı; Sen ise bağışlamaktan... Ne kadar yücesin İlahi!...


Servet Hocaoğulları
selam ve dua ile kardeşim


Düzenleyen mutluluklardiyarim gün: 19/5/2009 saat: 18:40
Bağlantı

• 2009-04-28 11:24:16 - selamünaleyküm

Yazan: canahmedimsav
Kalplerinize bir göz atın





“De ki: ‘Eğer Allah katındaki ahiret hayatı, başka hiç kimseye değil de yalnız size mahsus ise ve bu kanaatinizde samimi iseniz o zaman ölümü arzulamanız gerekmez mi?” (Bakara 94)
“Ama kendi elleriyle yapıp ettikleri ortadayken bunu hiçbir zaman temenni etmeyecekler: Allah zalimleri her halleriyle bilmektedir.” (Bakara 95)

“Ve sen onları başkalarından daha ihtirasla hayata sarılmış göreceksin, hatta Allah’tan başkasına ilahlık yakıştırmaya şartlanmış olanlardan bile daha çok: onların her biri binlerce yıl yaşamak ister; halbuki uzun yaşaması, böyle birini (ahirette) azaptan kurtarmaz: zira Allah onun bütün yapıp ettiklerini görmektedir.” (Bakara 96)




UZUN ZAMAN Bakara suresi çalıştığım halde, yine uzun zaman bana kapalı kalan bu ayet, bugün birazcık kapısını araladı. Öncelikle fark ettim ki hangi ayeti insan nefsinin mihengine vurmadan okuyorsa anlayamıyor. Zira kainatın dört bir yanına yayılmış hakikatler, tarihi vakıalar, başka insanların hatta başka milletlerin durumlarını anlamak meseleyi enfüse taşımaksızın olamıyor. Hele hele de size konuşulduğundan gaflet ettiğinizde, “Ya evet öyle insanlar var!” fikri ile muhatap olduğunuzda bir kulağınızdan girip diğerinden çıkıyor. Hakikat sadece kendisine sahip çıkana “Bu bana geldi” diyene kendini ifşa ediyor.

Yahudiler hakkında nazil olan bu ayet de bana onların dünyaya dört elle sarılmalarını, dünya malına tamah etmelerini, Tanrı krallığına değil Yahudiyye Krallığına önem vermelerini, bir gözlerini kör etmelerini, ahirete imanlarının zayıflamasını anlattı daima. Ancak neden müşriklerden daha çok hayata bağlı, binlerce yıl yaşama arzusu duyan insanlar olduklarını anlayamamıştım.

Evvela hayata bağlı olmalarını izah etmek lazımdı. Bir mümin hayata bir kafirden daha bağlı olabilir miydi? Üstadın buna cevabı olumluydu. Müminler üzerinde yansıyan esmayı gördükleri, rahmeti hissettikleri ölçüde hayata, ve özellikle ism-i Hayy’a muhatabiyetleri ölçüsünde yaşama bağlı oluyorlardı. Aldıkları lezzet dahi iman etmeyen birine nazaran daha fazla idi. Bir müminin bir dilim ekmekten aldığı lezzet hakkıyla yenilirse, kafirin ziyafet sofralarından aldığı lezzetten fazlaydı. Bu anlamda Tevrat’ın vahyine muhatab olan Yahudiler de perdelemedikleri nisbette bu hakikatten müşriklere göre daha çok hissedardılar. Hayattan lezzet alıyorlardı.

Ancak etraflarındaki hadisatı anlamlandırmada, bir ölçüde kullandıkları vahiy onlara tam bir rahmet olamıyordu. Zira onlar Mikail’e dost, Cebrail’e düşmandılar (Bakara 97). Kainatta vahyin okutturduklarını seviyor, eşyanın melekleri ile muhatabiyetten hoşlanıyor, ancak vahyin mükellefiyetlere ve ahirete bakan tarafına muhatab olmak istemiyorlardı. İş bu kısma gelince “Semina ve asayna” diyorlardı. (İşittik ve isyan ettik) Ama isyan etseler bile ahirete dair bilgiden kulaklarını tıkayamadıkları için, bilmenin getirdiği dehşet onları ölümden korkar hale getiriyordu. Onlar vahiysiz kafirin gafletinden mahrumdular. Onun gibi kulaklarını tıkayıp yıldırımların dehşetinden geçici de olsa kurtulamıyorlardı (Bakara 19). Ama müşrikin, putperestin, cehaletinden, vahiyden nasipsiz oluşundan gelen bu kulak tıkaması ile geçici olarak bir gaflet sağlanıyor, ona “ölüm ancak bir yok oluştur” dedirtebiliyordu. İnsanların “Keşke toprak olsaydım” diyecekleri bir günden haberdar olan ve ona hazırlık yapmayan kişi de “nasılsa toprak olacağım” zanneden kişiden daha çok korkardı ölümden (Nebe 40).

Ölüp huzura kavuşamayacağının, hesap vereceğinin farkındadır. Neyin adalet neyin zulüm olduğu hakkında da bilgi sahibidir, zalim oluşunu avutup teselli edecek yalanları kendine söyleyememektedir. Sahip olup kıymetini bilmediği bilgi tarafından lanetlenmiştir.

Allah bize ümmeti Muhammed’e Yahudilerden çok misal veriyordu. Zira onlar bizim seleflerimizdi. Biz taşıyamadıkları emaneti onlardan sonra sırtlanmıştık. Onların düştüğü vartalara düşmememizi isteyen Rahman bize onlardan çok misaller vermişti. Hz. Musa (as) Kuran’da en çok anılan peygamberdi. O halde bu ayetin muhatabı aynı zamanda bizdik. Bizler de iman edip dururken imanımızın icab ettirdiği gibi yaşamazsak. O vakit bu hastalıklar bizde de baş gösteriyordu. Biz de Sebt günü ihlalcileri gibi açgözlülükle Allah’ın sınırlarını hiçe sayıyor, dünyaya müşriklerden bile daha fazla değer verir hale geliyor, aşağılık haris maymunlara dönüşüyor, ondaki esma tecellilerini dünyevi hazlar için kurban ediyor, ayetleri az bir pahaya değişiveriyorduk. Evet nimetler bizim içindi ancak “Semi’nâ ve ata’nâ” (işittik ve itaat ettik) demek kaydı ile. O zaman ancak, “Allah’ın helal kıldıklarını kim haram edebilirmiş?” diye dünyaya meydan okuyabilirdik. O takdirde sahibinin izniyle onları tepe tepe kullanabilirdik. Ve sonunda ölümün ardında da onları bulacağımıza, tatlarının damaklarımızda kalmayacağına iman edebilirdik. Yeryüzünde iyi ve güzel ne varsa ondan nasiplenirken şeytanın izinden gitmediğimize emin olabilirdik (Bakara 168).

Kalplerimize bakalım öyleyse, ölümü ne kadar temenni ediyoruz? Yahut ne zaman temenni ediyoruz? Nimet içinde iken mi, azap içinde iken mi? Eğer ölümü nimet içinde iken arzu edebiliyorsak o nimetlerin sahibini arzu ediyoruz demektir. O zaman gönül rahatı ile “Gün doğmuş gün batmış, ebed bizimdir” diyebiliriz. Aksi halde biz de zalimlerden olmaya aday olabiliriz, hafizanallah…

Herkes kendi kalbine bir göz atsın…










Mona İslam
SELAM VE DUA İLE KARDEŞİM
Bağlantı

• 2009-03-17 10:30:15 - esselam...

Yazan: ahmed
~ Sancı açılımları ~~
Bugün, tükettiklerime yanmayıp, yeniden başlayacaklarıma bir umut merdiveni uzattım. Gecenin sakladığı güneşe merhaba dedim, içindeki hüzünlere inat. Tek tek ayrıştırılmış dakikaların içinden topladım bugünümü. Hayallerimi yazdım gökyüzüne, gülümseyen yüzler çizdim, dağıttım, uzaklaştırdım ağlayan maskeleri. Onları davet edenleri, mutlu hayalleri çalıp hüzne yem edenleri, insanlara asık yüzlü resimler çizenleri; belki anlarlar ve gülümsemeyi öğrenirler diye, çocuk bahçesine götürdüm, kuşatsın saf arı duru çocuk coşkusu onları diye.

Gönüllerini sevmeye kapatıp öfkeye açanların,
Dilleri sürekli acı söz satanların,
Gece nefretle uykuya yatanların,
Umutlarını üç kuruşa eskiciye satanların,
Gönüllerini yakınlarına kapatıp yabancılara açanların,
Karşısındakilerin gönlünde yara üstüne yara açanların,
Yanlışa kilitlenip doğrudan kaçanların,
Gönlündekileri görmeyip, başkalarına el açanların,
Her sözüyle zihinlere acı söz saçanların,

Bu yaptıklarının doğruluğuna inanıp,
Vijdanının gözünü kulağını kapatıp,
Duyarsızlığı yorgan yapıp,
Yaramaz düşüncelerine sarılıp,
Kâr zarar hesabını zarardan yana yapıp,
Bunu da kâr sayıp,
Biraz daha vebalini artırıp,
Uykuya yatanların,

Kalitesinin özgül ağırlığını akılsızlık pazarında satanların,
Bunu da marifet yapmış gibi övünerek anlatanların,
Ne kadar yanılmış olduğunu anlamaya yanaşmayanların,
Çoğu günün sayfasını zararla kapatanların,

Kendi yanlış algısını doğru sanıp inanarak,
Bütün doğruları sadece kendisinin bildiğini sanarak,
Zihnimdekiler doğru mu diye test etmeden davranarak,
Yanlış yaptığını söyleyenlere suçlayıp saldırarak,

Kendini yalnız kalmaya mahkûm edenlerin,
Ellerinden tutmak yerine insanları itenlerin,
Her halükârda diliyle haklı çıkmayı becerenlerin,
Ömrünü böyle böyle heder edenlerin,
Ahiret vakti gelince pişmanlık çekenlerin,
Kendileriyle birlikte başkalarına da çektirenlerin,

Son pişmanlığın, yapılanları ve yapılmayanları telâfi edemeyeceğini,
Bu yaşanan günlerin bir daha geri gelmeyeceğini,
Bir insanın gönlünü yapmanın, dünyanın servetinden daha önemli olduğunu,
İyi, doğru ve dürüst olmanın her zaman en iyi ve en kârlı olduğunu,
ALLAH ı memnun edecek şekilde davranmanın, iki cihan için gerekli olduğunu,
İnsan olabilmek ve kalabilmek için inanca uygun yaşamanın gerekli olduğunu,
Ve; bunun aklın ve imanın gereği olduğunu,
Mutlaka anlamalarını ve anlamamızı

NASİP EYLE EY ALEMLERİN RAB Bİ OLAN ULU ALLAH IM.

Saliha Erdim
selam ve dua ile kardeşim

Düzenleyen mutluluklardiyarim gün: 17/3/2009 saat: 10:35
Bağlantı

• 2009-03-13 23:00:36 - cuma

Yazan: Fyilmaz
hayırlı cumalar efendim,gündüzleri fakültede olduğum için epey geç yazıyorum.Cuma bitmek üzere ama belki dualrımızın kabul olacağı bir saniyeyi yaşıyor olabiliriz.Rabbim ona varmayı lakin güzel yollardan geçerek o güzel camaline ulaşmayı nasip etsin.O'na emanet olun,O ki; emanetin asil sahibi...
Hayırlı akşamlar
Bağlantı

• 2009-03-13 13:43:06 - esselam..

Yazan: ahmed


Yürümek için dik duruşu ve gönüllü olan yolcu gerek dedik.

Ama bir de yol gerek;
Bu yol ki;

Dosdoğru yol;
hedefine şaşırtmadan ulaştıran, güzelliğe, mutluluğa götüren yol…

Yol belli yolcu belli;
Peki sorun ne ki?
Yol dümdüz önümüzde ve ilk biz yürümeyeceğiz;
Yani yanlız değiliz.
Yürümeyi öğretenler dimdik önümüzde bütün heybetleriyle.
Biz nerdeyiz?

Herşey yürüyor, zaman, ömür, gençlik, sağlık, herşey su gibi akıp gidiyor;
yürümüyor adeta koşuyor.

Peki biz yürüyormuyuz?
Bu yolu bilmeden anlamadan ve en önemlisi sevmeden yürüyemeyiz ki?
Herşey yürürken biz nerdeyiz?
Hangi oyunda oynaştayız?
Yürümeyi biliyormuyuz?
En önemlisi yürümek istiyormuyuz?

Cevabınız evetse eğer önce gönlünü ayağa kaldır.

Oturanlar yürüyemezler, hele yatanlar hiç;
Ama ayaklarınla değil gönlünle yürüyeceksin bunu bil;.

Gönülle yürüdünüzmü hiç;.

Yürüyenler dedim ya onlar, o aşıklar ayaklarıyla değil gönülleriyle yürürler…
Öyle yürürler ki!!!
Onları sular boğmadı, ateşler yakmadı.
Onların yollarını guvercinler sakladı;
O sevda elleri;

Şimdi yürüyenler gibi edebiyat yapıp lafla peynir gemisi yürütmeye çalışmadılar.
Söyleyip anlatıp yatmadılar;
zaman üstü, mekanlara geçtiler Hakka yürüdüler ve Hakka ulaştılar;
Yol doğru yolcu doğru ama yürüyüş bozuk olursa varılmıyor menzille;
Hepsi dosdoğru olmalı;
DOSDOĞRU;

İşte dostlar

Yol dosdoğru Tevhid yolu
İlk insan, ilk yol göşterici Hz. Adem;le başlayıp alemlerin rahmet,

sevginin öğretmeni

Hz. Muhammed(s.a.v);le

tamamlandı ve kıyamete kadar bu yolun yolcuları olucak;

Yol dosdoğru, yürüyenlerde dosdoğru;
Bu yola yakışırmıyız ki bilmem.

Bu yol ki menfaat için satılmaz, iki kuruşluk sevdalar için terk edilmez.

Bu yolda basit insanlar yürüyemez.

Önce gönlümüze bir yolculuk yapalım;

Ta derinliklerine yürüyelim;
Gönlümüzü bulursak sahibinizide buluruz İnşaAllah

Güzel yolun sevdalıları yolunuz açık olsun;

hayırlı cumalar baki selam ve dua ile kardeşim

Düzenleyen mutluluklardiyarim gün: 13/3/2009 saat: 13:46
Bağlantı

• 2009-03-13 12:45:36 - Essalamün Aleyküm

Yazan: ruzgar567
Merhaba ablacıgım Cumanız hayırlı ve hayırlara vesile olsun. Allah celle celalüh bizim için hayırlı olanı versin...
Bağlantı

• 2009-03-12 14:47:26 - esselam...

Yazan: ahmed

~~Sihirli kapı ~~

Kapıların Açılması, açılacak başka kapı kalmadı anlamına gelmez, aksine yeni açılımlara gebe bırakır; Tek yön, tek yol değil gidilen yol, devamlı ikilem, devamlı değişim, devamlı tercih, devamlı gelgitler; bu yoksa zaten, yerinde duruyordur yolcu;

Ne keyfin kararı var, ne zevkin; her şey zaman rüzgârında savruluyor, kararsızlık kararıyla kapılar açılıyor veya yüzüne kapanıyor, kapanan kapı, yönün bu taraf olmadığını açıklıyor;

Her şey bir sözle, bir kapı ile çözülmüyor, belki o anı, o günü güldürüyor, ya yarın? Yarın ayrı bir dünya, ayrı bir âlem; açılmayı, anlaşılmayı bekleyen başka berzah, başka dar geçit;

Gün ne kadar aydınlık olsa da, her akşamda karanlığa boğuluyor, yeni doğum için sancılı karanlık süreçten geçiyor; Bir kapıdan bir defa geçilir, aynı kapıdan geçiliyorsa yeni yerler keşfedilmiyor, yeni güzellikler devşirilmiyordur;

Dün geçmiştir; bugün yeni sözler, yeni renkler, yeni hikmetler yakalanmamışsa yarınlar daha yıkık geçecektir; Başkasının yaptığının aynısını yapmak veya dünkü yaptığını tekrarlamak, aynı neticeyi, aynı coşkuyu vermeyecektir; Her gün coşkulu, her gün heyecanlı, her gün enerji dolu olacak kadar güçlü varlık değiliz ve böyle olmanın sihirli bir değneği de yok; bu gün bir şeyden mutlu olabilirken yarın aynı şey mutlu etmiyor, aynı şekilde keder de;

Bir damlada boğulmak da mümkün, bir nefeste âlemi yutmak da; Böylesi karmaşık bir varlık, bir kapının açılmasını kanaat etmeyecek kadar bilgeliğe ve mutluluğa aç ve muhtaç; Muhtaç olduğu kudreti damarlarındaki kan da yetmiyor, kâinatın içinde kaybolduğu kalbi taşıyor insan; kalp ise, her esen rüzgârda ayrı yöne savruluyor, yönler ve yollarda bitap düşüyor;

Gerçekliğin tek kapısı yok kısacası, biri açılmışsa yenisine hazır olmak gerek, her kese de özeldir kapılar, anahtarı sizdedir; sizi siz açabilirsiniz, başkası sadece yardımcı olur;

Gerçeklik, hayallerin çok ötesinde veya ayaklarınızın dizi dibinde; yıldızlara bakarken ayakların bastığı yeri de bilmek gerek mutluluk bilgeliğine veya bilgeliğin mutluluğunun tutunabilmek için;

Bu satırları okuduğunuzda yeniden okumak istemeyeceksiniz, çünkü şuur düne döndü; yeni keşiflerle ileri gitmek için, yeni kapılara dayanmak isteyeceksiniz; Bu kapıların sonu gelmez, sonu sonsuzluk olan bir varlık insan; bir günlük, bir anlık keyfe ve kedere kapılacak kadar kararlı değil, ne yapsın, zaman nehrine düşmüş bir kere, elden ne gelir, aşamadığı ve açamadığı bir kapı karşısına gelince ;kader; deyip geçiyor, çaresizliğine çare arıyor;

Her şey bir kapıdan ibaret değil ve bir kapı her şeyi çözecek kadar geniş değil; sıra sıra dizilmiş, zincir zincir uzanmışlar ömür dizelerinde, ne diyeyim, sihirli bir söz yok ki her şeyi çözecek, o sözü siz bulacak ve kendinize okuyacaksınız.

Hüseyin Eren

selam ve dua ile kardeşim

Düzenleyen mutluluklardiyarim gün: 12/3/2009 saat: 15:05
Bağlantı

• 2009-03-11 18:57:44 - ....

Yazan: ruzgar567
Valla ne diyeyim ne yorum yapayım bilemiyorum ablacıgım.. Siz ögretmen olsanız çok farklı olurdu herhalde. Ama hayırlısı herşey. O kadar güzel ve anlamlı paylaşımlarınız var ki :)
Bağlantı

Kategoriler

Arkadaşlarım

Blogcu Yardım
metekan
ruzgar567
rufeydem
esmaulhusnafaziletleri
simuzer60
fyilmaz
guzergah
kubraisik
seyyahcagri
millipark
kuzeydenizi61
sade77
nurvdo
bilginerdogan
canahmedimsav
meldavardar
allahbesbakiheves
islamtevhid
gercekyolislam
nurumuhammed
kurantevhidsunnet
Kayıt Güncel Sayfa: Toplam:
Son Sayfa | Sonraki Sayfa